Hutbeler Hutbe Cuma Hutbesi : Hutbeler.com Hutbe Arşivi, Hutbeler Arşivi, Hutbe Konuları, Diyanet, Ankara, İstanbul, Konya, Hutbeler 2010, Hutbeler 2011
Hutbeler.Com Hayırlı Cumalar Diler. Dünya Geneli Hutbe Arşivi, Hutbeler ile ilgili bütün konu ve kaynaklar. 2011 - 2010

Mevlid-i Nebi – Mevlid Kandili

1 Puan2 Puan3 Puan4 Puan5 Puan (İlk puanı siz verin.)
Loading ... Loading ...

يَا أَيُّهَا النَّبِيُّ إِنَّا أَرْسَلْنَاكَ شَاهِداً وَمُبَشِّراً وَنَذِيراً * وَدَاعِياً إِلَى اللَّهِ بِإِذْنِهِ وَسِرَاجاً مُّنِيراً

Ahzab 33 / 45 – 46

MEVLİD-İ NEBİ

Muhterem Kardeşlerim! Yüce Rabbimizin bütün alemlere rahmet olarak gönderdiği Peygamber Efendimiz(s.a.s.)’in bir mevlid-i şerifine daha ulaşmanın haz ve mutluluğunu yaşamaktayız. Efendimiz’in doğumu, öteden beri mümin gönüllerde sürûr, veçhelerde beşâret, lisanda ise; “Bu gelen ilm-i ledün sultanıdır Bu gelen tevhid-i irfan kânıdır Bu gelen aşkına devreyler felek Yüzüne müştak durur ins ü melek.” dizeleriyle tezahür etmiştir.

Değerli Kardeşlerim!

İnsanlığın yaratılış gayesini unuttuğu, insani erdemlerden uzaklaştığı, cehalet ve zulmün karanlığının ortalığı kapladığı bir dönemde Mekke ufkundan kainata bir güneş olup doğmuştu Efendimiz. “Bir müjdeci, bir şahit, bir uyarıcı, Allah’ın izniyle kendi yoluna çağıran bir davetçi ve aydınlatıcı bir kandil”1 olarak göndermişti Yüce Rabbimiz onu… O, bir melek olmadığı gibi, sıradan bir beşer de değildi. Yüce Mevla’dan vahyi alan,  insanlara anlatıp öğretendi. O; “Ey örtüsüne bürünen kalk ve anlat.”2 emrine muhatap olmuş, bu kudsi görevi yerine getirebilmek için gecesini gündüzüne katmıştı. Efendimiz bu çileli yolda kınanma, hakaret, itham, boykot ve hicret gibi nice güçlüklere karşı büyük bir sabır göstermişti. Tıpkı Nebi kardeşleri Yunus, Hud, Salih, İbrahim ve diğerleri gibi.

Kardeşlerim!

Abdullah’ın yetimi, Amine’nin emaneti Halilürrahman İbrahim(a.s.)’ın duası ve müminlerin gözbebeği Yüce Nebi, Rabbimizin insanlığa en büyük ikramıdır. Bu hakikat; “Andolsun Allah müminlere, kendi içlerinden, onlara ayetlerini okuyan, onları arıtıp tertemiz yapan, onlara kitap ve hikmeti öğreten bir peygamber göndermekle büyük bir lütufta bulunmuştur…”3 ayetiyle duyurulmuştur. Efendimiz cehlin yerine bilgi ve hikmeti, zulmün yerine hak ve adaleti getirmiştir. “Ben Muhammed’im, ben Ahmed’im, ben rahmet peygamberiyim”4 diyen Kutlu Nebi(s.a.s.); nefret ve kinle paslanan yürekleri, körelmiş vicdanları muhabbet ve merhametle yeniden inşa ve ihya etmiştir. Kur’an’ın ifadesiyle O, “bizim içimizden bize gelmiş”5 bir elçidir. ‘İçimizden biri’ olması, O’nun örnekliğinin ve örnek alınmasının da bir gereğidir. O’nun gibi bir kul, O’nun gibi bir evlat, O’nun gibi bir eş, O’nun gibi bir baba, O’nun gibi bir arkadaş, O’nun gibi bir komşu, O’nun gibi bir yönetici olmanın imkânı sunulmuştur bizlere…

Kardeşlerim!

Kerim Kitabımız, Allah’ı sevmenin ve sevgisine erişmenin Resulümüze uymakla mümkün olacağını beyan etmiştir.6 Asr-ı Saadetten bugüne değin bütün müminler bu ilahi çağrıya uyarak, gönüllerini Efendimizin muhabbetine adamışlardır. İsimlerine, düşünce ve davranışlarına, şiir, musiki ve sanat eserlerine kısaca tüm hayatlarına bu sevgiyi gergef gergef nakşetmişlerdir. Efendimizin adını andıkları ya da işittiklerinde salavat getirmeyi ona saygının bir gereği kabul etmişlerdir. Veladet bahrinde; “Doğdu ol saatte ol Sultan-ı din / Nura gark oldu semavat u zemin” kısmı okunurken oturmayı edebe aykırı görmüş, sanki Resulullah’ın manevi şahsiyetleri meclisi teşrif edercesine O’nun kudümünü ayakta karşılamışlardır. Aziz Mahmud Hüdai hazretleri bu teşrife duyduğumuz minnettarlığı ne güzel dile getirmiştir: “Kudümün rahmet u zevk u safadır Ya Resulallah / Zuhurun derd-i uşşaka devadır Ya Resulallah.”

Kardeşlerim!

Efendimize sevgimiz O’nu çok iyi anlamak, getirdiği mesajı benimsemek ve hayatımıza aktarmakla tezahür etmelidir. O’nun bizzat Rabbimiz tarafından meth u sena edilen ahlakını örnek alabildiğimiz, merhamet, şefkat, adalet, hoşgörü ve daha nice güzel vasıflarını ilke edinebildiğimiz, kısacası bizler de O’nun gibi canlı birer Kur’an haline gelebildiğimizde Resulümüze sevgi ve bağlılığımızı göstermiş olacağız. Yüce Mevlamız, gönlümüzden Efendimizin sevgisini hiç eksik etmesin. Bugün bu kutlu mabedi dolduran siz kıymetli cemaatimizin mevlid kandilini tebrik ederken, Habib-i Kibriyanın manevi huzurunda kemal-i edeple deriz ki: “Ey velâdeti yeryüzünün baharı, insanlığın bayramı olan, gönüller sultanı, canda canan Yüce Resul! Sizi tanımış ve size iman etmiş olmaktan dolayı biz, erişilebilecek en büyük nimete ermenin idrakiyle Rabbimize sonsuz hamd ve sena ediyoruz. Ruhu tayyibenize gönül dolusu salat ve selam olsun. Allahümme salli alâ seyyidina Muhammed..”

1.    Ahzab, 33/45-46
2.    Müddessir, 74/1-2
3.    Al-i İmran, 3/164
4.    Müslim, Kitâbul-Fedâil, 126
5.    Tevbe, 9/128
6.    Al-i İmran, 3/31

Hazırlayan: Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü

İletişim Ahlakı

1 Puan2 Puan3 Puan4 Puan5 Puan (İlk puanı siz verin.)
Loading ... Loading ...

İletişim Ahlakı

Değerli Kardeşlerim!
Teknoloji alanında baş döndürücü gelişmeler yaşanmaktadır. Bu vesileyle iletişim büyük bir ivme ve güç kazanmıştır. Öyle ki bir mesajla büyük kitlelere anında ulaşabilmekte, duygu ve düşüncelerimizi çok geniş kitlelerle paylaşabilmekteyiz. Hemen herkesin bir şekilde meşgul olduğu sosyal ağlar, farklı coğrafyadaki kardeşlerimizle tanışmaya ve insanlarla nice dostluklara zemin hazırlamaktadır. Her satırı gönülden yazılmış bir mesaj ile sevinç ve mutluluklara ortak olunabilmekte, zor zamanlarda bir selam veya hoş bir ileti yüreklere su serpebilmektedir.

Aziz Kardeşlerim!
Hakikat âlemindeki iletişimde bizden beklenen edep, nezaket, saygı gibi güzel hasletler, hangi iletişim ortamında bulunursak bulunalım imanımızın ve ahlakımızın bir gereği olarak tezahür etmelidir.
Oysa sosyal medyada çoğu defa bu tür dini ve ahlaki hasletler sorumsuz bir şekilde göz ardı edilebilmektedir. Zamanı ve dahası ömrü israf, gıybet, dedikodu, yalan, su-i zan, koğuculuk, iftira gibi birçok gayri ahlaki tutum ve davranışlar adeta bu ortamların galibi konumundadır. Oysa yüce kitabımızda; “İnsan hiç bir şey söylemez ki onun yanında yaptıklarını gözetleyen ve kaydeden hazır bir melek bulunmasın.”1 ayetiyle bizim her daim Yüce Yaratanın murakabesi altında olduğumuz ifade edilmektedir.
Mümin, elinden, dilinden, bütün uzuvlarından sadır olan davranışlardan sorumlu olduğu bilinciyle hareket etmelidir. Nitekim, “O gün biz onların ağızlarını mühürleriz. Elleri bize konuşur, ayakları da kazandıklarına şahitlik eder.”2ayeti kerimesi bu hakikati gayet veciz bir şekilde beyan etmektedir.
      Onun da ötesinde Yüce Yaratıcı; “İnsan, kendisinin başıboş bırakılacağını mı zanneder?”3 buyurmak suretiyle amaçsız, gayesiz bir konumda yaratılmadığımızı ifade etmektedir.
          Kerim kitabımızın bir başka ayetinde ise, huzur ve mutluluğu yakalayan müminlerden bahsedilirken; onların dünya ve ahiretlerine, kendilerine ve insanlığa faydası olmayan boş ve anlamsız şeylerden uzak durduklarına vurgu yapılır.4
Efendimiz(s.a.s.) de; “Bir kimsenin lüzumsuz ve boş şeyleri terk etmesi iyi bir Müslüman oluşundandır.”4 sözüyle hislerimize tercüman olur.

Muhterem Kardeşlerim!
Sosyal ağlarla ulaştığımız imkânı, bilgi, görgü ve duygu paylaşımı olarak hayır ve yararımıza kullanmak mümkün olduğu gibi, kötüye kullanmak da bizim irademiz ve elimizdedir. 
Rabbimiz; “İyilik ve takva üzere yardımlaşın ama günah ve düşmanlık üzere yardımlaşmayın.”5 buyurarak, günah ve kötülük hususunda değil, güzel hasletlere sahip olma ve bunların paylaşımı konusunda yardımlaşmamız gerektiğini ifade etmektedir.
Unutulmamalıdır ki; sosyal ağlarla elde ettiğimiz devasa imkânları iyi yönde ve amacına uygun şekilde kullanmak gerçekte irademizin merkezindedir.

Kardeşlerim!
Sınırsız imkânlar dünyasında, inancının, ahlakının, âdâbının kendine yüklemiş olduğu sorumluluk gereği kendi kendini kontrol edebilen dirayetli kişiliklere birey ve toplum olarak ihtiyacımız vardır. Bizi hakikat dünyasından koparmayacak, sanal ortamlara mahkûm etmeyecek muktedir bir bilinç, disiplinli bir benlik oluşturmalıyız.
Şunu bilelim ki Rabbimiz, bize şah damarımızdan da yakındır. Gizli-aşikar her sırrımıza şahittir. Bu itibarla; hangi ortamda bulunursak bulunalım bu bilinç ve duyarlılıkla adabımızı, ahlakımızı, ahvalimizi, akvâlimizi O’nun huzurundaymış gibi muhafaza etmeliyiz.
Allah’ın bize birer nimet olarak verdiği imkânların, şerre değil hayra hizmet için kullanılmasını ve gönüller arası muhabbet köprülerinin inşasına zemin hazırlamasını diliyor, Efendimizin bir hadisiyle hutbemi bitiriyorum: “Müslüman, elinden ve dilinden insanların emin olduğu kimsedir.”6

1.    Kaf, 50/18
2.    Yâsîn, 36/65
3.    Kıyâme, 75/36
4.    Mü’minûn, 23/3
5.    İbn Mâce, Fiten: 21
6.    Mâide, 5/2 
7.    Tirmizî, Îmân, 12

Hazırlayan ve Redaksiyon:
Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü

Ana – Babaya Hürmet

1 Puan2 Puan3 Puan4 Puan5 Puan (İlk puanı siz verin.)
Loading ... Loading ...


وَقَضَى رَبُّكَ أَلاَّ تَعْبُدُواْ إِلاَّ إِيَّاهُ وَبِالْوَالِدَيْنِ إِحْسَانًا إِمَّا يَبْلُغَنَّ عِندَكَ الْكِبَرَ أَحَدُهُمَا أَوْ كِلاَهُمَا فَلاَ تَقُل لَّهُمَآ أُفٍّ وَلاَ تَنْهَرْهُمَا وَقُل لَّهُمَا قَوْلاً كَرِيمًا

Nisa 4 / 36

Ana – Babaya Hürmet

Muhterem Müslümanlar!
Yeryüzünde hiç kimsenin çocuklarına ana ve babaları kadar yakın olamayacağını bilmeyen yoktur.  Bizleri aylarca karnında taşıyıp doğuran, sudan, ateşten ve her türlü tehlikeden korumak için çırpınan, kucağında büyütüp, hastalığımızla hastalanan, sağlığımızla sevinen analarımızın üzerimizdeki hakları ve bizim onlara karşı ödevlerimiz saymakla bitmez. Aynı şeyleri babalarımız için de söyleyebiliriz. Daha dünyaya ayak basmadan doğumumuzu sabırsızlıkla ve heyecanla bekleyen, hiçbir şeye güç yetirmeye imkânımız yok iken her şeyimizle uğraşmayı zevk bilen, nafakamızı seve seve taşıyan, üstümüze titreyerek eğitim ve öğretimimiz için her türlü fedakârlığı göze alan, kendi sahip olmadığı bütün imkânlara bizi kavuşturmak için çırpınan babamızın haklarını da ne yapsak ödeyemeyiz.

 



Aziz Mü’minler!

Yüce Rabbimiz ve Sevgili Peygamberimiz ana ve babaya saygılı davranmayı, iyilik yapmayı defalarca emretmişlerdir. Cenab-ı Hak Kur’an da bu konudaki açık buyruklarını bizlere bildirmiş ve şöyle buyurmuşlardır. “Allah’a ibadet edin ve O’ na hiçbir şeyi ortak koşmayın. Ana-babaya, yetimlere, yoksullara, yakın komşuya, uzak komşuya, yanınızdaki arkadaşa, yolcuya, elinizin altındakilere iyilik edin. Şüphesiz, Allah kibirlenen ve övünen kimseleri sevmez” .1

Değerli Mü’minler!

Bu konuda insanın gözlerini yaşartan ve ana ile babaya bağlılığın önemini gözler önüne seren iki ayette İsra suresindedir.

Yüce meali şöyledir. “Rabbin, kendinden başkasına asla ibadet etmemenizi, anaya-babaya iyi davranmanızı kesin olarak emretti. Eğer onlardan biri ya da her ikisi senin yanında ihtiyarlık çağına ulaşırsa, sakın onlara “öf” bile deme, onları azarlama, onlara tatlı ve güzel söz söyle. Onlara merhamet ederek tevazu kanadını indir ve de ki; Rabbim! tıpkı beni küçükken koruyup yetiştirdikleri gibi sende onlara acı”. 2

Muhterem Müslümanlar!

Sevgili Peygamberimiz (SAV)’ in ana babaya saygı, bağlılık ve iyilik konularında güzel tavsiyeleri vardır. Bir kaçını nakledelim: “Allah’ın rızası ana ve babayı memnun ve razı etmekle kazanılır.”3 “Cennet anaların ayakları altındadır.”4 “Hiç şüphe yok ki üç kimsenin duası kabul olur. Mazlumun (zalime-bed) duası, misafirin (ev sahibine) duası ve ana babanın çocuğuna duası.”  5

Değerli  Müslümanlar!

Özet olarak diyebiliriz ki; evlat ana ve babasının her yönde hizmetlerinde olmalı, imkânına göre onlara yeme, içme, giyme, sağlık ve barınma konularında harcama yapmalı, onları kıracak, üzecek söz ve davranışlardan kaçınmalı, onlara şefkat ve merhamet göstermeli, dost ve arkadaşları ile ilgi ve alakayı kesmemeli, onlara beş vakit namazın peşinden dua etmelidir.
Hutbemi hadis mealleriyle bitirmek istiyorum. “Ana ve babasına itaat eden, ikram ve ihsanda bulunana ne mutlu, Allah onun ömrünü artırsın.6
“Allah Teala bütün günahlar da dilediklerinin cezasını ahiret gününe erteler. Yalnız ana ve babaya karşı gelmenin cezası hariç. Allah Teala ana ve babasına isyan edenin cezasını ölmeden önce dünyada verir”7

                                     Ali KANDİL
                                     Akçaabat Vaizi

___________________
 1 Nisa 4/36
2  İsra 17/23-24
3 Tirmizi, Birr, 3
4 Cami-us Sağir 1/42, No;3657
5 Tirmizi Birr 7
6 Mecmau-z-Zevaid 8/137
7 Et-Terğib ve’t-Terhib, 3/331
 

Tevekkül

1 Puan2 Puan3 Puan4 Puan5 Puan (İlk puanı siz verin.)
Loading ... Loading ...

إِلَّا تَنْصُرُوهُ فَقَدْ نَصَرَهُ اللَّهُ إِذْ أَخْرَجَهُ الَّذِينَ كَفَرُوا ثَانِيَ اثْنَيْنِ إِذْ هُمَا فِي الْغَارِ إِذْ يَقُولُ لِصَاحِبِهِ لَا تَحْزَنْ إِنَّ اللَّهَ مَعَنَا فَأَنْزَلَ اللَّهُ سَكِينَتَهُ عَلَيْهِ وَأَيَّدَهُ بِجُنُودٍ لَمْ تَرَوْهَ

Tevbe 9 / 40

Tevekkül

       Değerli Kardeşlerim! Kutlu Nebi(s.a.s.) ve sadık dostu Ebu Bekir (r.a), hicret ederlerken müşriklerin takibinden kurtulmak amacıyla mağaraya sığınmışlardı. Amansız takipçilerin mağaranın kapısına dayandığını fark eden Hz. Ebu Bekir: “Ey Allah’ın Elçisi, eğilip bir baksalar bizi görecekler” diyerek endişesini dile getirmişti. Bunun üzerine Peygamberimiz(s.a.s.): “Üzülme, Allah bizimle beraberdir,”1 “Allah’ın yanlarında olduğu iki kişi hakkında neden endişe ediyorsun ki?”2 diyerek arkadaşını sakinleştirmiş ve tevekkül anlayışını ortaya koymuştu. Devamını Okuyun…

Get Adobe Flash playerPlugin by wpburn.com wordpress themes