Muharrem Ayı ve Aşure
إِنَّمَا الْمُؤْمِنُونَ إِخْوَةٌ فَأَصْلِحُوا بَيْنَ أَخَوَيْكُمْ وَاتَّقُوا اللَّهَ لَعَلَّكُمْ تُرْحَمُونَ
Hucurat 49 / 10
Muharrem Ayı ve Aşure
Muhterem Müslümanlar! Hicri Takvimin ilk ayı olan muharrem ayının birinci haftasını, geride bırakmış bulunuyoruz. İslam tarihinde önemli bir yeri olan Muharrem ayının onuncu gününe “aşure günü” denilmektedir. Bu günü bir öncesi ve sonrası ile oruçlu geçirmek sünnettir.1 Hazreti Aişe validemizin bildirdiğine göre İslam öncesinde Peygamberimiz (a.s.) ve Mekke halkı “âşûrâ” günü oruç tutuyordu. Peygamberimiz (a.s.), Medîne’ye geldikle-rinde de bu orucu tutmaya devam etti ve ashabının da tutmasını istedi.2 Ramazan orucu farz kılındıktan sonra da Peygamberimiz (a.s.) “âşûrâ orucunu” tutmuş ve “Ramazan orucundan sonra en fazîletli oruç Allah’ın ayı olan muharrem ayında tutulan âşûrâ orucudur” buyurmuştur.3 Peygamberimizin bu tavsiyesi üzerine sahabenin bir kısmı bu orucu tutmuş, bazı sahabeler de tutmamıştır.4 Aziz Müslümanlar! Bu ayda Hz. Adem’in cennetten yer yüzüne indirilmesi, Hz. Nuh (a.s.)’ın tufandan kurtulması, Hz. Musa (a.s.) ve ona iman edenlerin Firavun’un zulmünden kurtulmaları gibi insanlık tarihinde dönüm noktası sayılabilecek önemli bazı olayların vuku bulduğu rivayet edilmektedir. Diğer taraftan bütün Müslümanları üzen Peygamberimizin torunu Hz. Hüseyin’in Kerbela’da şehit edilmesi olayı da bu ayda vuku bulmuştur. Değerli Müslümanlar! Bu acı olayın tasvibi mümkün değildir. Ancak tarihin belli bir kesitinde Hz, Hüseyin ile Peygamberimizin soyundan gelen bir kısım seçkin insanın etrafında oluşan üzücü olaylar, artık tarihe mal olmuştur. Müslümanlara düşen görev, bu tür olayların tekrarlanmasını önleyecek bir bilinç ve anlayışa sahip olmak, kardeşlik, birlik ve beraberliği koruyabilmek ve yüce Allah’ın; “Hep birlikte Allah’ın ipine /Kur’ân’a sımsıkı sarılın ve parçalanıp bölünmeyin” (Al-i İmran, 103) emrine uyabilmektir. Aziz müminler! Hepimizin Allah’ı, Peygamberi, kitabı, kıblesi, vatanı ve bayrağı birdir. Bu birlik, birbirimize sevgi ve saygı bağları ile bağlanmamızı gerektirir. Kardeş olarak yaşamamız Rabbimizin ve Peygamberimizin bir emridir. Yüce Allah, “Müminler ancak kardeştirler”5 Peygamberimiz (a.s.) ise “Müslüman Müslüman’ın kardeşidir, ona zulmetmez”,6 “Sizden biriniz kendisi için sevip arzu ettiği şeyi mümin kardeşi için de sevip arzu etmedikçe (gerçek anlamda) iman etmiş oylamaz”7 buyurmuştur. Allah ve Peygamberin bu emir ve tavsiyelerine uyarak birbirimizi sevelim, Rabbimizi, Peygamberimizi ve O’nun aile fertlerini ve ashabını da sevelim. Bu sevgi, Müslümanların müşterek heyecanıdır. Peygamberi, aile fertlerini ve ashabını sevmenin en büyük göstergesi, onların yolundan gitmek ve onlar gibi Kur’ân ve Sünnete uygun bir hayat yaşayabilmektir. Trabzon Müftülüğü ______________________ 1- Tirmizî, Savm, 50. III, 128. 2- Buhârî, Savm, 69. II, 251. Müslim, Sıyâm, 128. Tirmizî, Savm, 49. III, 117 3- Tirmizî, Savm, 46. III, 117. Müslim, Savm, 38. No:202. Ebû Dâvûd, Savm, 56. No: 2429. 4- Buhârî, Savm, 69, II, 251. Müslim, Sıyâm, 113-126. I, 792-795. 5- Hucurat, 10. 6- Buhârî, Mezalim, 3b III, 98. 7- Buhârî, Îmân, 7. I, 9.
