İman ve Hayat
إِنَّمَا الْمُؤْمِنُونَ إِخْوَةٌ فَأَصْلِحُوا بَيْنَ أَخَوَيْكُمْ وَاتَّقُوا اللَّهَ لَعَلَّكُمْ تُرْحَمُونَ
Hücurat 49 / 10
İman ve Hayat
İmanla Hayat Bulmuş Değerli Kardeşlerim! Yaratılışımızın gayesi, Yüce Allah’ı tanımak ve O’na kulluk etmektir. İman, hem dünya, hem de ahiret saadetini sağlayan en değerli manevi sermayemizdir. Sahip olduğumuz imanın en özelliği ise, kalbin derinliklerine nüfuz etmesi ve vicdanların onunla huzur bulmasıdır. İman, bu özelliğiyle, şirkin ve putperestliğin kirlettiği kalplere yeniden hayat vermiş, sahabe örneğinde olduğu gibi mensuplarını cehalet ve vahşetten kurtarmış, sevgi, saygı ve adaletin oluşturduğu medeniyetin zirvesine yükseltmiştir. İmanın kutsal iklimi, renkleri, dilleri ve düşünceleri farklı olan insanları ortak bir duyguda birleştirerek onları kardeş yapmış ve bu husus Kur’an’da, “Mü’minler ancak kardeştirler.”1 anlamındaki ayetiyle ilan edilmiştir. Mü’minler bu duygu ve imanla birbirlerini severek bütün çağlara örnek bir iman kardeşliği sergilemişler ve “ihtiyaç sahibi olsalar bile kardeşlerini kendi nefislerine tercih etmişlerdir.” Bu manzarayı Allah resulü şöyle tasvir etmektedir: “Mü’minler birbirlerini sevmekte, birbirlerine acımakta ve birbirlerini korumakta bir vücuda benzerler. Vücudun bir uzvu hasta olduğu zaman, diğer uzuvlarda bu sebeple rahatsızlanır.”2 Muhterem Mü’minler! Kalbin derinliklerine nüfuz etmiş bir iman, mü’minin hayatına canlılık ve güzellik katar. Bu nedenle, inanan kişi, ortaya koyduğu her davranışında inancını yansıtır. Gizli, açık her yerde Yaratıcının denetimini hisseder. Sözünde durur ve emanete ihanet etmez. Doğru yoldan ayrılmaz. Mü’min kardeşlerinin yararına olan işlerde onların karşısına dikilmez. Daha sonra vicdanını rahatsız edecek işleri yapmaktan sakınır. Şurası bir gerçektir ki, Allah’a inanan kişi huzur dolu bir gönüle sahip onurlu bir insandır. İmanı onu hayatın olumsuzluklarından ve doğru yoldan sapmaktan korur. Onu, insanların hizmetine kendini adayan ve bu uğurda her türlü fedakârlığı göze alan; kanaatkâr, cesur, faziletli, hiçbir kötülüğe bulaşmayan, başkalarının haklarına asla el uzatmayan, ağırbaşlı ve olgun bir insan haline getirir. Şayet imanımız bize bu özellikleri kazandırmıyorsa kuru bir iddiadan ibaret kalır. Gerçekte ise iman, sadece bir iddiadan ibaret değil, kalbe iyice yerleşmiş bir inançtır. Bu bakımdan amelimiz imanımıza uygun olmalıdır. Değerli Kardeşlerim! Allah ve Resulü’nün çağırdığı iman, bizi kötülüklerden alıkoyup bütün güzellikleri yaşatan bir hayat iksiridir. Bu husus Kur’an-ı Kerim’de şöyle vurgulanmaktadır: “Ey iman edenler! Allah ve Resûlü size hayat verecek şeylere çağırdığı zaman, o çağrıya uyun ve bilin ki, Allah kişi ile kalbi arasına girer. Sizler muhakkak O’nun huzurunda toplanacaksınız.”3 Hutbemi, kalbe yerleşmiş imanın hayata yansımalarını en güzel şekilde ifade eden bir ayet mealiyle bitiriyorum: “Mü’minler ancak, o kimselerdir ki; Allah anıldığı zaman kalpleri ürperir. O’nun ayetleri kendilerine okunduğu zaman bu onların imanlarını artırır. Onlar sadece Rablerine tevekkül ederler. Onlar namazı dosdoğru kılan, kendilerine rızık olarak verdiğimiz şeylerden Allah yolunda harcayan kimselerdir. İşte onlar gerçekten mü’minlerdir. Onlara, Rableri katında yüksek mertebeler, bağışlanma ve cömertçe verilmiş rızık vardır.”4 1. Hucurât, 49/10 2. Buhârî, “Edeb”, 27; Müslim, “Birr”, 66 3. Enfâl, 8/24 4. Enfâl, 8/2-4 * Bu huıtbe D.İ.B’nın Minberden Öğütler adlı kitabından derlenmiştir.
