وَاَنْفِقُوا فِى سَبِيلِ اللَّهِ وَلَاتُلْقُوا بِاَيْدِيكُمْ اِلَى التَّهْلُكَةِ وَاَحْسِنُوا اِنَّ اللَّهَ يُحِبُّ الْمُحْسِنِينَ
Bakara 2 / 195
Sigara ve Zararlı Alışkanlıklar
Muhterem Müslümanlar!
Yüce dinimiz İslam insanoğlunun dünya ve ahiret huzurunu ve mutluluğunu amaç edinmiştir. Aklı, canı, nesli, malı ve dini korumayı; bu değerlere karşı saygılı olup onları geliştirmeyi farz kılmıştır. Kişinin kendisine, ailesine ve toplumuna huzursuzluk veren her türlü zararlı alışkanlıkları da yasaklamıştır.
Bireye ve topluma sağlık, ekonomik ve daha birçok yönden zarar veren sigaranın içilmesini de hoş karşılamamaktadır. Sigara, özellikle küçük yaşlardan itibaren bazen merak, bazen özenti ve bazen de çevrenin etkisiyle insanların bağımlı hale geldiği zararlı bir alışkanlıktır. Sigara ne bir dert ve nede bir zevk ortağıdır. O sadece ona müptela olan insanı nikotine alıştırarak yavaş yavaş zehirleyerek sonunda ölümüne sebep olmaktadır. Sigaranın insan sağlığına zararlı olduğu konusunda hiçbir şüphe ve tereddüt bulunmamaktadır. Ülkemizin ve dünyanın sağlık konusundaki sorunlarının başında sigara ve içinde bulunan zehirli maddelerin sebebiyet verdiği hastalıklar gelmektedir. Sigara içerisinde bulunan dört bin civarındaki zehirli maddeler sebebiyle başta kalp-damar, solunum ve sinir sistemi hastalıkları ve akciğer kanseri olmak üzere insanda birçok hastalığa yol açmaktadır. Eldeki resmi verilere göre dünya genelinde yaklaşık olarak yılda dört milyon; ülkemizde ise yılda yüz bin kişi sigaraya bağlı nedenlerden dolayı hayatını kaybetmektedir.
Muhterem Müslümanlar
Sigara, yol açtığı sağlık sorunlarından başka ülke ekonomisine de çok büyük kayıplar verdirmektedir. Bunun yanında sigara içmeyen fakat içilen ortamda bulunan pek çok kişi de sigaranın zararlarından etkilenmektedir. Sigaranın zararsız olduğunu söylemek bugün ilmen ve tıbben mümkün olmadığına göre sigara içmesinin sağlığına zararlı olacağı, doktor tarafından kendilerine bildirilen kimseler ile çoluk-çocuğunun nafakasından keserek sigara içenlere sigara içmek haramdır.
Bunların dışında kalanlar paralarını boş yere zayi ettikleri, adım adım sağlıklarını tehlikeye soktukları ve çevrelerindekileri rahatsız ettikleri için haramdır. Sigaranın mübah olduğunu söyleyenler sağlığa ne denli zarar verdiğini bilmedikleri için böyle söylemektedirler.
Allah Teala Kuran-ı Kerimde şöyle buyurmaktadır. “Allah yolunda infak edin, kendi ellerinizle kendinizi tehlikeye atmayın, güzel davranışlarda bulunun. Çünkü Allah, iyi davranışta bulunanları sever.”(1) Başka bir ayet-i kelimede de şöyle buyrulmaktadır. “ Ey insanlar yeryüzündeki temiz ve helal olan şeylerden yiyiniz…”(2)
Kıymetli Müslümanlar
Hz. Peygamber (s.a.v.) de “Ne kendine ne de bir başkasına zarar vermek, yapılan zarara da zararla karşılık vermek yoktur.”(3) buyurarak bir kimsenin kendisine ve başkalarına zarar vermemesini bizlere öğütlemektedir. Sigaranın hem içene, hem de çevresinde bulunan kimselere verdiği zarar göz önüne alınınca, hem Allah hakkının hem de kul hakkının birlikte ihlal edildiği açıkça görülmektedir. Yüce dinimiz bizleri hep ölçülü ve itidalli olmaya davet etmektedir. Bu vesileyle sigaraya müptela olan kimseler en kısa zamanda bundan kurtulmaya çalışmalıdırlar. Gerekiyorsa çevresinden ve sağlık kuruluşlarından yardım istemelidir. Avrupa da sigara ile mücadele 1965 yılında, ülkemizde ise 1996 yılında başlamıştır. Ülkemizde sigara içme oranı dünya ortalamalarının üzerindedir. Sigara içme oranı dünyada %40, Amerikada %15, ülkemizde ise % 50 nin üzerindedir.
Ebeveynler olarak gençlerimizi ve çocuklarımızı bu illetten korumaya çalışmalıyız.Onlara iyi örnek olmalıyız. Çünkü yapılan istatistiki çalışmalar sigara kullanım yaşının gittikçe aşağıya doğru indiğini göstermektedir.
Hutbemi bir hadisi şerif mealiyle bitirmek istiyorum. “İki (büyük) nimet vardır ki, insanların pek çoğu bu iki nimeti değerlendirme hususunda aldanıyorlar.(Onlar) sıhhat ve boş vakittir.”(4)
Abdullah AYGÜNEŞ
Yeniay Beldesi Baştımar Mah. C.İ.H
Sürmene / TRABZON
____________
1-Bakara 2/195 2-Bakara 2/168
3-İbn Mace Ahkam4-Muhtarül Ehadis
اِنَّمَا يُريدُ الشَّيْطَانُ اَنْ يُوقِعَ بَيْنَكُمُ الْعَدَاوَةَ وَالْبَغْضَاءَ فِى الْخَمْرِ وَالْمَيْسِرِ وَيَصُدَّكُمْ عَنْ ذِكْرِ اللّٰهِ وَعَنِ الصَّلٰوةِ فَهَلْ اَنْتُمْ مُنْتَهُونَ
Kumar ve Zararları
Muhterem Müslümanlar!
Yüce Allah; biz kullarının hem dünya, hem de ahiret yurdunda mutlu ve huzurlu yaşamamız için hayrımıza olanları yapmayı, zararımıza olanlardan da kaçınmayı bizlere emretmiştir.Yüce Allah’ın bizim için yasaklamış olduğu emirlerden bir tanesi de kumardır.
Kumar; Ayette (meysir) kolaylık anlamına gelen “yusr” kökündendir. Yorulmadan, alın terlemeden, kolaylıkla mal kazanmak amacında olan insanların baş vurduğu haksız kazanç yoludur. Ortaya para konularak oynanan, şans oyunları dahil hepsi kumar hükmündedir. Oyunun oynandığı alet ve metot ne olursa olsun, taraflardan bir yada birkaçına kar yada zarar sağlıyorsa böyle oyunlar kumardır. Bu yolla kazanılan her şeyde haramdır.
Muhterem Mü’minler!
Yüce dinimiz başkasının malını haksız bir sebeple almayı kesin olarak reddeder. Kumarda ise bu haksız kazanç apaçık ortadadır. Kumar, insana kulluk görevlerini unutturan, insan gücünü eriten, insanı tembelliğe sürükleyen, insanların arasına kin ve nefret sokan bir felakettir.Toplum için en büyük tehlikelerden biridir.Bu hususu Yüce Allah şöyle dile getirmektedir; “Şeytan, içki ve kumarla ancak aranıza düşmanlık ve kin sokmak, sizi Allah’ı anmaktan ve namazdan alıkoymak ister. Artık (bunlardan) vazgeçtiniz değil mi? ”(1)
Peygamberimiz (s.a.v.) de kumar konusunda insanların birbirlerini teşvik etmelerinin büyük bir hata olduğunu bizlere şu sözleriyle hatırlatmaktadır; “Kim bir arkadaşına “gel seninle kumar oynayalım” derse sadaka versin”(2) buyurarak kumar oynayalım demenin bile hoş görülmeyeceğini beyan etmiştir.
Bütün şans oyunları başlangıçta eğlenmek ve vakit geçirmek için oynanır. İnsan kazandıkça kazanma zevki ve hırsı için oynar. Kaybettikçe de kayıplarını telafi için oynar. Sonunda kumarbaz olur çıkar.
Kumarın insanlara ne kadar zarar verdiğini, her gün yayın organlarında görmek mümkündür. Kumar borcu yüzünden intihar edenler, her şeyini kaybettiği için aile yuvası dağılanlar, yıllar boyu kazandığını daha fazla kazanma hırsıyla birkaç saatte kaybedip bunalıma girenler, bundan dolayı gözünü kırpmadan cinayet işleyenler, gözü yaşlı, boynu bükük uyuşturucu tuzağına düşen yavrular…bozulan arkadaşlıklar.
Değerli Mü’minler!
Sosyal bir felaket olan kumardan sakınmak kadar, insanları ve aile fertlerimizi de korumak ve kollamak hepimizin görevidir.
Kısaca söylemek gerekirse; Kumar gaflettir, Kumar ateştir, Kumar felakettir.
Hutbemizi şu ayet mealiyle bitirmek istiyorum “Ey iman edenler! İçki,kumar,dikili taşlar ve fal okları, ancak şeytan işi birer pisliktir. Onlardan kaçının ki kurtuluşa eresiniz”
Ali Osman ŞAHİN
Kasımağzı Köyü Camii İmam-Hatibi
ŞALPAZARI
______________
1-Maide-91
2-Buhari,Müslim Trc.c.3 s.314
3- Maide-90
Sevgi ile Yaşamak
Değerli Kardeşlerim!
“Ebû Hureyre’den nakledildiğine göre Efendimiz; “Allah’ın kulları içinde birtakım kimseler vardır ki bunlar peygamber değildir. Öyle ki, peygamberler ve şehitler onlara gıpta ederler” buyurmuştur. Bunun üzerine orada bulunanlar “Bunlar acaba kimdir” diye sorduğunda Efendimiz, “Onlar aralarında herhangi bir kan ve soy bağı bulunmaksızın Kur’an’ın rehberliğiyle birbirlerini seven kişilerdir. Onların yüzleri nurdur. Ve onlar nur üzeredirler. Diğer insanlar korktukları zaman onlar korkmazlar, diğer insanlar üzüldükleri zaman onlar üzülmezler” buyurmuş ve “Allah’ın dostlarına korku yoktur. Onlar üzülmeyeceklerdir”1 ayetini okumuştur.2
Kardeşlerim!
İnsanı, peygamber ve şehitler derecesine yücelten bu sevgi nedir? Sevgi, Yüce Allah tarafından, kalplerimize nakşedilmiş Rahmanî bir duygudur. Rabbimiz de “çok bağışlayan ve çok sevendir.”3
Sevmek, Allah’ın cemal sıfatının bir tezahürü olarak O’nun ilahi nefha ve esintisinin tüm yaratılmışlara dokunuşudur. Sevgi, türlü hengâmelerle boğuşan insanın, Rabbinin vahdaniyet ve birliğiyle yeniden hayat buluşudur. Bu manada Allah’ın sevgiyi var etmesi, O’nun varlığının ve kudretinin delillerindendir.”4Sevme duygusu, bir taraftan merhamet ve şefkat, diğer taraftan hürmet ve itidal ile yakından ilgilidir. Ne var ki sevgi, sadece kalbî bir duygudan ibaret olamaz. O, kalplerin asıl sahibi olan Allah’ın emri gereği, iyiliklerle başka insanlara erişmektir… Sevmek “Onlar, yiyeceği seve seve yoksula, yetime ve esire yedirirler”5 mealindeki ayetin bir sonucu olarak bazen bir ihtiyaç sahibine el uzatmak, bazen gözü yaşlı bir yetimin başını okşamak, derdine ortak olmaktır. Bir hastayı ziyaret etmek, ona dua edip şifa dilemektir sevmek.
Bazen ise sevmek, nesnenin meta olmaktan çıkması, insanlığın emrine amade kılınmasıdır. Bu itibarla dünya metaını, malı ve parayı sevmek Süleyman Peygamberin Kur’an’daki ifadesiyle “Gerçekten ben malı, Rabbimi anmamı sağladığından dolayı çok severim.”6 şeklindeki tavrın parçası olmalıdır. Aksi takdirde dünya nimetlerine duyulan sevginin sonu hüsrandır.7
Mümin, Allah’ın sevdiğini sever, Allah’ın rızasını ister. Bilir ki Allah âdil davrananları sever. Sakınanları, sabredenleri, güzel davrananları, iyilik edenleri, tevekkül edenleri Allah yolunda, duvarları birbirine kenetlenmiş bir bina gibi saf bağlayarak mücadele edenleriçok tövbe edenleri ve çok temizlenenleri severO halde Müslümanlar da bu vasıftakileri sever ve böyle olmayı ister.
Mümin, Allah’ın sevmediğini sevmez. Kur’an’da ifade edildiğine göre Allah kibirlenen ve övünen kimseleri, böbürlenip şımaranları, hainleri, günahkârları, inkâr edenleri, çirkin sözün açıklanmasını, haddi aşanları, israf edenleri sevmez. O halde Müslümanlar da bu vasıftakileri sevmez ve böyle olmayı istemez.
Bu çerçevede sevgi ahlâki bir temele, kendi içinde bir bütün oluşturan manevi bir değerler sistemine dayanmalıdır. Herhangi bir şeye beslenen sevgide dünya ve ahiret dengesi gözetilmelidir. Aşırı arzuların etkisiyle kör ve aklî muhakemeden uzak bir tavırla bir şeye bağlanmak ve Rabbin rızasını göz ardı etmek, sonuç bakımından insanı “Hayır! Siz dünyayı seviyorsunuz ve ahireti bırakıyorsunuz.”8 diye ifade edilen bir hayata sürükleyebilir.
Yüce Mevlâ, Efendimiz’in ifade ettiği üzere, “Peygamberlerin ve şehitlerin gıpta edeceği şekilde Allah’ın nuru ile seven müminler” olmayı bizlere nasip etsin kardeşlerim.
Hazırlayan: Prof.Dr. Soner GÜNDÜZÖZ
Ondokuz Mayıs Ünv. İlahiyat Fakültesi
Redaksiyon: DİB Hutbe Komisyonu
1. Yunus, 10/62
2. Ebû Dâvud, Sünen, Buyû, 3527
3. Büruc, 85/14
4. Rûm, 30/21
5. İnsan, 76/8
6. Sad, 38/32-33
7. Ankebût, 29/25
8. Kıyame,75/20-21
MEVLİD-İ NEBİ
Muhterem Kardeşlerim! Yüce Rabbimizin bütün alemlere rahmet olarak gönderdiği Peygamber Efendimiz(s.a.s.)’in bir mevlid-i şerifine daha ulaşmanın haz ve mutluluğunu yaşamaktayız. Efendimiz’in doğumu, öteden beri mümin gönüllerde sürûr, veçhelerde beşâret, lisanda ise; “Bu gelen ilm-i ledün sultanıdır Bu gelen tevhid-i irfan kânıdır Bu gelen aşkına devreyler felek Yüzüne müştak durur ins ü melek.” dizeleriyle tezahür etmiştir.
Değerli Kardeşlerim!
İnsanlığın yaratılış gayesini unuttuğu, insani erdemlerden uzaklaştığı, cehalet ve zulmün karanlığının ortalığı kapladığı bir dönemde Mekke ufkundan kainata bir güneş olup doğmuştu Efendimiz. “Bir müjdeci, bir şahit, bir uyarıcı, Allah’ın izniyle kendi yoluna çağıran bir davetçi ve aydınlatıcı bir kandil”1 olarak göndermişti Yüce Rabbimiz onu… O, bir melek olmadığı gibi, sıradan bir beşer de değildi. Yüce Mevla’dan vahyi alan, insanlara anlatıp öğretendi. O; “Ey örtüsüne bürünen kalk ve anlat.”2 emrine muhatap olmuş, bu kudsi görevi yerine getirebilmek için gecesini gündüzüne katmıştı. Efendimiz bu çileli yolda kınanma, hakaret, itham, boykot ve hicret gibi nice güçlüklere karşı büyük bir sabır göstermişti. Tıpkı Nebi kardeşleri Yunus, Hud, Salih, İbrahim ve diğerleri gibi.
Kardeşlerim!
Abdullah’ın yetimi, Amine’nin emaneti Halilürrahman İbrahim(a.s.)’ın duası ve müminlerin gözbebeği Yüce Nebi, Rabbimizin insanlığa en büyük ikramıdır. Bu hakikat; “Andolsun Allah müminlere, kendi içlerinden, onlara ayetlerini okuyan, onları arıtıp tertemiz yapan, onlara kitap ve hikmeti öğreten bir peygamber göndermekle büyük bir lütufta bulunmuştur…”3 ayetiyle duyurulmuştur. Efendimiz cehlin yerine bilgi ve hikmeti, zulmün yerine hak ve adaleti getirmiştir. “Ben Muhammed’im, ben Ahmed’im, ben rahmet peygamberiyim”4 diyen Kutlu Nebi(s.a.s.); nefret ve kinle paslanan yürekleri, körelmiş vicdanları muhabbet ve merhametle yeniden inşa ve ihya etmiştir. Kur’an’ın ifadesiyle O, “bizim içimizden bize gelmiş”5 bir elçidir. ‘İçimizden biri’ olması, O’nun örnekliğinin ve örnek alınmasının da bir gereğidir. O’nun gibi bir kul, O’nun gibi bir evlat, O’nun gibi bir eş, O’nun gibi bir baba, O’nun gibi bir arkadaş, O’nun gibi bir komşu, O’nun gibi bir yönetici olmanın imkânı sunulmuştur bizlere…
Kardeşlerim!
Kerim Kitabımız, Allah’ı sevmenin ve sevgisine erişmenin Resulümüze uymakla mümkün olacağını beyan etmiştir.6 Asr-ı Saadetten bugüne değin bütün müminler bu ilahi çağrıya uyarak, gönüllerini Efendimizin muhabbetine adamışlardır. İsimlerine, düşünce ve davranışlarına, şiir, musiki ve sanat eserlerine kısaca tüm hayatlarına bu sevgiyi gergef gergef nakşetmişlerdir. Efendimizin adını andıkları ya da işittiklerinde salavat getirmeyi ona saygının bir gereği kabul etmişlerdir. Veladet bahrinde; “Doğdu ol saatte ol Sultan-ı din / Nura gark oldu semavat u zemin” kısmı okunurken oturmayı edebe aykırı görmüş, sanki Resulullah’ın manevi şahsiyetleri meclisi teşrif edercesine O’nun kudümünü ayakta karşılamışlardır. Aziz Mahmud Hüdai hazretleri bu teşrife duyduğumuz minnettarlığı ne güzel dile getirmiştir: “Kudümün rahmet u zevk u safadır Ya Resulallah / Zuhurun derd-i uşşaka devadır Ya Resulallah.”
Kardeşlerim!
Efendimize sevgimiz O’nu çok iyi anlamak, getirdiği mesajı benimsemek ve hayatımıza aktarmakla tezahür etmelidir. O’nun bizzat Rabbimiz tarafından meth u sena edilen ahlakını örnek alabildiğimiz, merhamet, şefkat, adalet, hoşgörü ve daha nice güzel vasıflarını ilke edinebildiğimiz, kısacası bizler de O’nun gibi canlı birer Kur’an haline gelebildiğimizde Resulümüze sevgi ve bağlılığımızı göstermiş olacağız. Yüce Mevlamız, gönlümüzden Efendimizin sevgisini hiç eksik etmesin. Bugün bu kutlu mabedi dolduran siz kıymetli cemaatimizin mevlid kandilini tebrik ederken, Habib-i Kibriyanın manevi huzurunda kemal-i edeple deriz ki: “Ey velâdeti yeryüzünün baharı, insanlığın bayramı olan, gönüller sultanı, canda canan Yüce Resul! Sizi tanımış ve size iman etmiş olmaktan dolayı biz, erişilebilecek en büyük nimete ermenin idrakiyle Rabbimize sonsuz hamd ve sena ediyoruz. Ruhu tayyibenize gönül dolusu salat ve selam olsun. Allahümme salli alâ seyyidina Muhammed..”
1. Ahzab, 33/45-46
2. Müddessir, 74/1-2
3. Al-i İmran, 3/164
4. Müslim, Kitâbul-Fedâil, 126
5. Tevbe, 9/128
6. Al-i İmran, 3/31
Hazırlayan: Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü
Lorem ipsum dolor sit amet, consectetuer adipiscing elit. Quisque sed felis. Aliquam sit amet felis. Mauris semper, velit semper laoreet dictum, quam diam dictum urna, nec placerat elit nisl in quam. Etiam augue pede, molestie eget, rhoncus at, convallis ut, eros. Aliquam pharetra. Nulla in tellus eget odio sagittis blandit. Maecenas at nisl. Nullam lorem mi, eleifend a, fringilla vel, semper at, ligula. Mauris eu wisi.