İletişim Ahlakı

Değerli Kardeşlerim!
Teknoloji alanında baş döndürücü gelişmeler yaşanmaktadır. Bu vesileyle iletişim büyük bir ivme ve güç kazanmıştır. Öyle ki bir mesajla büyük kitlelere anında ulaşabilmekte, duygu ve düşüncelerimizi çok geniş kitlelerle paylaşabilmekteyiz. Hemen herkesin bir şekilde meşgul olduğu sosyal ağlar, farklı coğrafyadaki kardeşlerimizle tanışmaya ve insanlarla nice dostluklara zemin hazırlamaktadır. Her satırı gönülden yazılmış bir mesaj ile sevinç ve mutluluklara ortak olunabilmekte, zor zamanlarda bir selam veya hoş bir ileti yüreklere su serpebilmektedir.

Aziz Kardeşlerim!
Hakikat âlemindeki iletişimde bizden beklenen edep, nezaket, saygı gibi güzel hasletler, hangi iletişim ortamında bulunursak bulunalım imanımızın ve ahlakımızın bir gereği olarak tezahür etmelidir.
Oysa sosyal medyada çoğu defa bu tür dini ve ahlaki hasletler sorumsuz bir şekilde göz ardı edilebilmektedir. Zamanı ve dahası ömrü israf, gıybet, dedikodu, yalan, su-i zan, koğuculuk, iftira gibi birçok gayri ahlaki tutum ve davranışlar adeta bu ortamların galibi konumundadır. Oysa yüce kitabımızda; “İnsan hiç bir şey söylemez ki onun yanında yaptıklarını gözetleyen ve kaydeden hazır bir melek bulunmasın.”1 ayetiyle bizim her daim Yüce Yaratanın murakabesi altında olduğumuz ifade edilmektedir.
Mümin, elinden, dilinden, bütün uzuvlarından sadır olan davranışlardan sorumlu olduğu bilinciyle hareket etmelidir. Nitekim, “O gün biz onların ağızlarını mühürleriz. Elleri bize konuşur, ayakları da kazandıklarına şahitlik eder.”2ayeti kerimesi bu hakikati gayet veciz bir şekilde beyan etmektedir.
      Onun da ötesinde Yüce Yaratıcı; “İnsan, kendisinin başıboş bırakılacağını mı zanneder?”3 buyurmak suretiyle amaçsız, gayesiz bir konumda yaratılmadığımızı ifade etmektedir.
          Kerim kitabımızın bir başka ayetinde ise, huzur ve mutluluğu yakalayan müminlerden bahsedilirken; onların dünya ve ahiretlerine, kendilerine ve insanlığa faydası olmayan boş ve anlamsız şeylerden uzak durduklarına vurgu yapılır.4
Efendimiz(s.a.s.) de; “Bir kimsenin lüzumsuz ve boş şeyleri terk etmesi iyi bir Müslüman oluşundandır.”4 sözüyle hislerimize tercüman olur.

Muhterem Kardeşlerim!
Sosyal ağlarla ulaştığımız imkânı, bilgi, görgü ve duygu paylaşımı olarak hayır ve yararımıza kullanmak mümkün olduğu gibi, kötüye kullanmak da bizim irademiz ve elimizdedir. 
Rabbimiz; “İyilik ve takva üzere yardımlaşın ama günah ve düşmanlık üzere yardımlaşmayın.”5 buyurarak, günah ve kötülük hususunda değil, güzel hasletlere sahip olma ve bunların paylaşımı konusunda yardımlaşmamız gerektiğini ifade etmektedir.
Unutulmamalıdır ki; sosyal ağlarla elde ettiğimiz devasa imkânları iyi yönde ve amacına uygun şekilde kullanmak gerçekte irademizin merkezindedir.

Kardeşlerim!
Sınırsız imkânlar dünyasında, inancının, ahlakının, âdâbının kendine yüklemiş olduğu sorumluluk gereği kendi kendini kontrol edebilen dirayetli kişiliklere birey ve toplum olarak ihtiyacımız vardır. Bizi hakikat dünyasından koparmayacak, sanal ortamlara mahkûm etmeyecek muktedir bir bilinç, disiplinli bir benlik oluşturmalıyız.
Şunu bilelim ki Rabbimiz, bize şah damarımızdan da yakındır. Gizli-aşikar her sırrımıza şahittir. Bu itibarla; hangi ortamda bulunursak bulunalım bu bilinç ve duyarlılıkla adabımızı, ahlakımızı, ahvalimizi, akvâlimizi O’nun huzurundaymış gibi muhafaza etmeliyiz.
Allah’ın bize birer nimet olarak verdiği imkânların, şerre değil hayra hizmet için kullanılmasını ve gönüller arası muhabbet köprülerinin inşasına zemin hazırlamasını diliyor, Efendimizin bir hadisiyle hutbemi bitiriyorum: “Müslüman, elinden ve dilinden insanların emin olduğu kimsedir.”6

1.    Kaf, 50/18
2.    Yâsîn, 36/65
3.    Kıyâme, 75/36
4.    Mü’minûn, 23/3
5.    İbn Mâce, Fiten: 21
6.    Mâide, 5/2 
7.    Tirmizî, Îmân, 12

Hazırlayan ve Redaksiyon:
Din Hizmetleri Genel Müdürlüğü

وَقَضَى رَبُّكَ أَلاَّ تَعْبُدُواْ إِلاَّ إِيَّاهُ وَبِالْوَالِدَيْنِ إِحْسَانًا إِمَّا يَبْلُغَنَّ عِندَكَ الْكِبَرَ أَحَدُهُمَا أَوْ كِلاَهُمَا فَلاَ تَقُل لَّهُمَآ أُفٍّ وَلاَ تَنْهَرْهُمَا وَقُل لَّهُمَا قَوْلاً كَرِيمًا

Nisa 4 / 36

Ana – Babaya Hürmet

Muhterem Müslümanlar!
Yeryüzünde hiç kimsenin çocuklarına ana ve babaları kadar yakın olamayacağını bilmeyen yoktur.  Bizleri aylarca karnında taşıyıp doğuran, sudan, ateşten ve her türlü tehlikeden korumak için çırpınan, kucağında büyütüp, hastalığımızla hastalanan, sağlığımızla sevinen analarımızın üzerimizdeki hakları ve bizim onlara karşı ödevlerimiz saymakla bitmez. Aynı şeyleri babalarımız için de söyleyebiliriz. Daha dünyaya ayak basmadan doğumumuzu sabırsızlıkla ve heyecanla bekleyen, hiçbir şeye güç yetirmeye imkânımız yok iken her şeyimizle uğraşmayı zevk bilen, nafakamızı seve seve taşıyan, üstümüze titreyerek eğitim ve öğretimimiz için her türlü fedakârlığı göze alan, kendi sahip olmadığı bütün imkânlara bizi kavuşturmak için çırpınan babamızın haklarını da ne yapsak ödeyemeyiz.

 

Aziz Mü’minler!

Yüce Rabbimiz ve Sevgili Peygamberimiz ana ve babaya saygılı davranmayı, iyilik yapmayı defalarca emretmişlerdir. Cenab-ı Hak Kur’an da bu konudaki açık buyruklarını bizlere bildirmiş ve şöyle buyurmuşlardır. “Allah’a ibadet edin ve O’ na hiçbir şeyi ortak koşmayın. Ana-babaya, yetimlere, yoksullara, yakın komşuya, uzak komşuya, yanınızdaki arkadaşa, yolcuya, elinizin altındakilere iyilik edin. Şüphesiz, Allah kibirlenen ve övünen kimseleri sevmez” .1

Değerli Mü’minler!

Bu konuda insanın gözlerini yaşartan ve ana ile babaya bağlılığın önemini gözler önüne seren iki ayette İsra suresindedir.

Yüce meali şöyledir. “Rabbin, kendinden başkasına asla ibadet etmemenizi, anaya-babaya iyi davranmanızı kesin olarak emretti. Eğer onlardan biri ya da her ikisi senin yanında ihtiyarlık çağına ulaşırsa, sakın onlara “öf” bile deme, onları azarlama, onlara tatlı ve güzel söz söyle. Onlara merhamet ederek tevazu kanadını indir ve de ki; Rabbim! tıpkı beni küçükken koruyup yetiştirdikleri gibi sende onlara acı”. 2

Muhterem Müslümanlar!

Sevgili Peygamberimiz (SAV)’ in ana babaya saygı, bağlılık ve iyilik konularında güzel tavsiyeleri vardır. Bir kaçını nakledelim: “Allah’ın rızası ana ve babayı memnun ve razı etmekle kazanılır.”3 “Cennet anaların ayakları altındadır.”4 “Hiç şüphe yok ki üç kimsenin duası kabul olur. Mazlumun (zalime-bed) duası, misafirin (ev sahibine) duası ve ana babanın çocuğuna duası.”  5

Değerli  Müslümanlar!

Özet olarak diyebiliriz ki; evlat ana ve babasının her yönde hizmetlerinde olmalı, imkânına göre onlara yeme, içme, giyme, sağlık ve barınma konularında harcama yapmalı, onları kıracak, üzecek söz ve davranışlardan kaçınmalı, onlara şefkat ve merhamet göstermeli, dost ve arkadaşları ile ilgi ve alakayı kesmemeli, onlara beş vakit namazın peşinden dua etmelidir.
Hutbemi hadis mealleriyle bitirmek istiyorum. “Ana ve babasına itaat eden, ikram ve ihsanda bulunana ne mutlu, Allah onun ömrünü artırsın.6
“Allah Teala bütün günahlar da dilediklerinin cezasını ahiret gününe erteler. Yalnız ana ve babaya karşı gelmenin cezası hariç. Allah Teala ana ve babasına isyan edenin cezasını ölmeden önce dünyada verir”7

                                     Ali KANDİL
                                     Akçaabat Vaizi

___________________
 1 Nisa 4/36
2  İsra 17/23-24
3 Tirmizi, Birr, 3
4 Cami-us Sağir 1/42, No;3657
5 Tirmizi Birr 7
6 Mecmau-z-Zevaid 8/137
7 Et-Terğib ve’t-Terhib, 3/331
 

إِلَّا تَنْصُرُوهُ فَقَدْ نَصَرَهُ اللَّهُ إِذْ أَخْرَجَهُ الَّذِينَ كَفَرُوا ثَانِيَ اثْنَيْنِ إِذْ هُمَا فِي الْغَارِ إِذْ يَقُولُ لِصَاحِبِهِ لَا تَحْزَنْ إِنَّ اللَّهَ مَعَنَا فَأَنْزَلَ اللَّهُ سَكِينَتَهُ عَلَيْهِ وَأَيَّدَهُ بِجُنُودٍ لَمْ تَرَوْهَ

Tevbe 9 / 40

Tevekkül

       Değerli Kardeşlerim!

Kutlu Nebi(s.a.s.) ve sadık dostu Ebu Bekir (r.a), hicret ederlerken müşriklerin takibinden kurtulmak amacıyla mağaraya sığınmışlardı. Amansız takipçilerin mağaranın kapısına dayandığını fark eden Hz. Ebu Bekir: “Ey Allah’ın Elçisi, eğilip bir baksalar bizi görecekler” diyerek endişesini dile getirmişti. Bunun üzerine Peygamberimiz(s.a.s.): “Üzülme, Allah bizimle beraberdir,”1 “Allah’ın yanlarında olduğu iki kişi hakkında neden endişe ediyorsun ki?”2 diyerek arkadaşını sakinleştirmiş ve tevekkül anlayışını ortaya koymuştu.

Read the rest of this entry »

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
إِنَّمَا يُرِيدُ الشَّيْطَانُ أَنْ يُوقِعَ بَيْنَكُمُ الْعَدَاوَةَ وَالْبَغْضَاءَ فِي الْخَمْرِ وَالْمَيْسِرِ وَيَصُدَّكُمْ عَنْ ذِكْرِ اللَّهِ وَعَنِ الصَّلَاةِ فَهَلْ أَنْتُمْ مُنْتَهُونَ
و قال النبي صلي الله عليه وسلم : مَا أَكَلَ أَحَدٌ طَعَامًا قَطُّ خَيْرًا مِنْ أَنْ يَأْكُلَ مِنْ عَمَلِ يَدِهِ

Nisa 4 / 29

Kumar ve Şans Oyunları

Değerli Müminler!
Cenâb-ı Hak en değerli varlık olarak yarattığı insanoğlunu sayısız nimetlerle donatmıştır. Vermiş olduğu nimetlerin meşrû ölçüler çerçevesinde kullanılmasını da emretmiştir. Dinimiz kazancın helâl yollardan olmasını istemiş, haram kazancı kesinlikle yasaklamıştır. Kişinin kazancına haram karıştıran sebeplerden biri de kumardır.
Günümüzde hızla gelişen iletişim teknolojisi kumar ve şans oyunlarına yeni yöntemler getirmiştir. Bugün sanal ortamda büyük kitlelerin katılımıyla sayısız kumar çeşidi yaygınlaşmış astronomik rakamlardan oluşan korkunç bir sektör haline gelmiştir. Müslümanlar yoğun propaganda bombardımanı altında ve masumane faaliyetler gibi sunulan çeşitli haksız kazanç yolları konusunda dikkatli olmalı, bunlardan uzak durmalıdır.

Dinimiz, başkalarının mallarını meşrû olmayan yollarla almayı ve yemeyi haram kılmıştır. Âyet-i kerime’de “Mallarınızı aranızda bâtıl (boş ve haksız) yollarla yemeyin, ancak karşılıklı rızâya, gönül hoşluğuna dayalı bir ticaret sonucunda yiyin”  buyrulmaktadır.

Read the rest of this entry »

About this blog

Lorem ipsum dolor sit amet, consectetuer adipiscing elit. Quisque sed felis. Aliquam sit amet felis. Mauris semper, velit semper laoreet dictum, quam diam dictum urna, nec placerat elit nisl in quam. Etiam augue pede, molestie eget, rhoncus at, convallis ut, eros. Aliquam pharetra. Nulla in tellus eget odio sagittis blandit. Maecenas at nisl. Nullam lorem mi, eleifend a, fringilla vel, semper at, ligula. Mauris eu wisi.


Sponsors

Categories